insan etinin tadı ve çerkezlerin kıllı balı


robert dankoff, "seyyah-ı âlem evliyâ çelebi'nin dünyaya bakışı" adlı eserinde, seyyahımızın kalmuklar arasında seyahat ederken tanıklık ettiği bir olaya değiniyor. kalmuklar iştahla insan eti yemektedir. içlerinden biri insan etini evliya çelebi'ye şöyle tarif ediyor: "acıdır sen yeme, eğer lezzetini bilmek istersen bir avradı bir kere öp, gör ne kadar lezzetlidir. eğer insan etini yersen lezzetinden yeniden hayat bulup bizim gibi çok yaşarsın”

evliyâmız'dan okuyalım:

Meselâ Karpa adında bir kişileri vardır. Taysı şahlarından sonra söz onundur. O Karpa adamda dört köşe bir ağaç kur’a vardır. O kur’a nice bin yıldan beri atalarından kalmıştır. Her tarafı birer ayrı renkte kendinden boyalı kur’adır. Bir ulu adamlan ölse onun tâliine kur’ayı atarlar. Eğer kırmızı tarafı gelse “Kur’a ateşe yak dedi” deyip leşini ateşte yakarlar. Eğer kur’a siyah yere gelse “Kara yere göm dedi” deyip leşi yere gömerler. Eğer kur’a mavi gelse “Suya at dedi” deyip leşi ya Edil suyuna veya her hangi suya yakın konmuşlarsa girip suya atarlar. Eğer yeşil gelse leşi pişirip yerler, ama kur’aya göre davranırlar. Ondan başka hükümleri yoktur.
Hatta bir gün Moyinçak Şah’ın bir oğlu ölmüş, onu ateşte kebap edip yağım ve kanını akıtıp yerler ve şenlik edip gülüşerek yerler. Hakir geçerken beni de sofraya çağırıp,
“Gel padişahımızın oğludur. Sen de yemiş ol” dediler. Hakir:
“Ya insan eti yenir mi?” dedim. Onlar:
“Bah yenir ya! Biz onun etini yeriz ki canı birimizin canına girip ölmez, bile gezer....”
“Bire adamlar, bu insan eti yenir mi, acı değil mi?” dedim. Bir kart Kalmuk:
“Acıdır sen yeme, eğer lezzetini bilmek istersen bir avradı bir kere öp, gör ne kadar lezzetlidir. Eğer insan etini yersen lezzetinden yeniden hayat bulup bizim gibi çok yaşarsın” dediler.
Ve o saat bu insan leşi kebabını 40-50 nefer Kalmuklar yediler, yağlarını yüzlerine, gözlerine ve vücutlarına sürüp kemiklerini yere gömdüler.
evliya çelebi seyahatnamesinin başka bir yerinde de bir çerkez köyü'nde tesadüf ettiği başka bir tuhaflıktan bahseder:  önce, çerkezlerin ölülerinden kurtulmak için başvurdukları olağandışı yöntemi anlatır: arılar bal yaparsa ruhun cennete, yapmazsa cehenneme gideceğine inanarak, ölüyü bal arılarının toplanacağı oyuk bir meşe ağacının içinde açıkta bırakırlar. evliyâ, aşağıdaki kısa hikâye ile devam eder:

Allah bilir ki böyle olmuştur. Bir gün bu diyarda bir köyde konuk olup ev sahibimiz olan Çerkez adamlık edip hemen dışarı çıkıp biraz oyalandıktan sonra geldi. Meydana sığın derisinden sofra getirip bir ağaç tekne latif revak gibi bal, bir tekne peynir ve bir tekne pasta getirip “Aşan konaklar halâl bolsun. Benim babası canı savasın”, yani “Balı yiyin helâl olsun. Atam canına değsin” dedi.
Biz de Manoğlu hapsinden çıkmış gibi açlığımızı gidermek için bala öyle giriştik ki ellerimizin varıp gelmesine göz ermez. Ama pek acaip kılları çok, bal kıllarını ağzımızdan çıkarıp sofraya kılları koydukça Çerkez, “Aşan bu bal be­nim babası baldır" der.
Biz de biraz açlığımızı giderip yavaş yavaş kılları temizleyip yine bal yer­ken yemek üstüne Tamanlı Ali Can Bey gelip, “Ne yersiz Evliyâ Efendi?” deyince,
“Buyurun siz de” diye Ali Can’ı yemeğe davet edip,
“Bir kıllı baldır, ama acaba keçi tulumundan mıdır? Yoksa koyun tulu­mundan mıdır?” dediğimde hemen Ali Can ev sahibimize Çerkezce,
“Bu bal neredendir?” dedi. Hemen Çerkez ağlamaya başladı ve,
“Benim babası mezarından çıkardım” dediğini hakir anladım, ama sözün inceliğini pek kavrayamadım.
Hemen Ali Can:
“Geçen aylarda babası ölmüş. İşte dışarı havlısındaki büyük ağacın da­lına babasının leşini sandık ile koymuş. Bal arıları babasının siki, taşağı ve budu arasında bal yapmış. Size sevgisinden babası taşağı kıllarıyla balı getir­miş. Kıllarını çıkarıp balım yersiz. Arı boku yiyeceğinize karı boku yiyin” de­yip Ali Can dışarı çıkınca hemen hakir kusa kusa ciğerim taşra çıkayazıp dı­şarı çıktım.
“Bire medet kâfir gidi, bize ne iş etti” deyip söverken onu gördüm.
Ev sahibimiz Çerkez de dışarı çıkıp babasının olduğu ağaca çıkıp ağlaya­rak babası sandığının kapağını yine kapatırken kendi de bir hayli bal boku yi­yip ağaçtan aşağı inip,
“Hacı haçan bal ister ben seni babası canı bal çok getirirdir. Hemen dua eyle” der. Başımıza bir acayip ve garip dert sardı.


bu iki olaydan; animist çerkezlerin kıllı balıyla ilgili olanına inanma eğiliminde olduğunu belirtiyor dankoff ama budist kalmukların insan eti yiyebileceğine ihtimal vermiyor.

"seyyah-ı âlem evliyâ çelebi'nin dünyaya bakışı" | robert dankoff | yky. ist II. baskı, 2012

3 yorum

idi dedi ki...

mavi ekran vermedim de değil hani.

Adsız dedi ki...

Evliya Çelebi'nin uydurmalarından olmalı bu.Okurken kıllı balı bir garip oldum valla.Adamda ne pis bir hayal gücü varmış.

Adsız dedi ki...

Adam bir mizah ustası ne bekliyordunuz ki?

Blogger tarafından desteklenmektedir.