a'dan z'ye flaubert: abbas paşa'nın atları

9 Ağu 2015


Flaubert dendi mi, akan sular durur, kelimeler kısa kalır. Sartre’a devasa bir biyografi (“The Family Idiot”), Julien Barnes’a nefis bir roman (“Flaubert’in Papağanı”), Roland Barthes’a en güzel denemelerinden birini (“Flaubert ve Cümle”), yazdıran abide romancının zihin haritasına bir kuşbakışı... 

A
AYI
Şu ayı dediklerindenim. Keşiş gibi yaşarım; bazen (Paris’te dahi) sekiz gün evden çıkmadığım olur. Bir sürü sanatçıyla iyi ilişkilerim vardır, ancak sadece birkaçıyla görüşürüm. Operaya adımımı atmayalı dört sene oldu. Sosyete dedikleri ortama asla girmem. Bir salon toplantısında konuşmayı beceremem, oralarda gevelenen laflar bana deli saçması gelir.

B
BOVARY
Yapmak istediğim, hiçbir şey üzerine bir kitap yazmak. Dışarıyla bağlantısı olmayan, kendi üslûbunun içsel kuvvetiyle tutunabilen bir kitap. Hiçbir destek almadan havada asılı kalabilen dünya gibi. Neredeyse hiçbir konusu olmayan, en azından konusu görünmez olan bir kitap. En güzel eserler, içinde en az muhteva olanlardır; ifade düşünceye ne kadar yaklaşırsa, sözcük düşünceye ne kadar yapışır ve kaybolursa, o kadar güzel olur. Sanatın geleceği bu yolda bence.


BURJUVAZİ
Demokrasinin yegâne rüyası, proletaryayı burjuvazinin aptallık seviyesine yükseltmektir.

C
CENNET
Asla mutluluğu düşünmemek gerekir; şeytan çağırır bu istek, çünkü bu fikri şeytan yaratmıştır, insan türünü kızdırmak için. Cennet düşüncesi temelde cehennem düşüncesinden daha cehennemîdir. Mükemmel bir mutluluk varsayımı, dur durak bilmeyen bir ıstıraba göre daha umut kırıcıdır, zira bu mutluluğa ulaşamamaya yazgılıyız biz.

CÜMLE
Şu düzyazı ne lanet olası bir şey! Bitmek bilmiyor, hep yapacak bir şeyler kalıyor. Öte yandan, düzyazıya bir mısranın i sağlamlığım kazandırabiliriz bence. Güzel bir düzyazı dim- - leşi, tıpkı güzel bir mısra gibi olabilir, yani değiştirilemez, aynı derecede ritmik, aynı derecede sese dayalı.

D
DİN
Dikkatimi her şeyden çok din çekiyor. Bütün dinler demek istiyorum, biri diğerinden daha çok değil. Her dogma tiksinti verir bana, ancak onlan icat eden hissiyat bence insanlığın en doğal ve en şiirsel hissiyatıdır. Bu işlerde hokkabazlık ve aptallıktan öte bir şey görmeyen filozofları hiç sevmem. Ben orada zorunluluk ve içgüdü görüyorum; fetişini öpen zenciye, Katoliğe duyduğum saygının aynısını duyuyorum.

DON KİŞOT
Don Kişot’ta mucizevî olan şey, sanatın namevcudiyeti ve yanılsamayla gerçekliğin iç içe geçmesi. Onu bu denli komik ve şiirsel yapan bu. Diğer kitaplar onun yanında cüce kalıyor.

E
ERDEM
Beni şehvetin kucağına düşmekten koruyan şey erdem değil, ironi oldu. Kötülüğün aptallığının yol açtığı acıma kahkahaları, namussuzluğun bende yol açtığı tiksinmeden daha kuvvetli olmuştur hep.

F
FİKİR
Ruh ve beden kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmiyorum. Biri nerede biter, diğer nerede başlar... Birtakım kuvvetler hissederiz, hepsi o kadar. Maddecilik ve idealizm, bu olgular üzerinde tarafsız çalışmamıza izin vermeyecek kadar ağır basıyor hâlâ. Yakında fikirleri birer olay gibi incelemeye başlayacağız, inançları da organizmalar gibi uzuvlarına ayıracağız.

G
GAYRIŞAHSÎLİK
Tamamen uydurulmuş bir hikâye Bovary. Gerçek olduğu yanılsaması gayrişahsîliğinden ileri geliyor. Benimsediğim ilkelerden biri bu: İnsan kendisini yazmamalı. Sanatçının eserindeki mevcudiyeti, Tanrı'nın yaradılıştaki mevcudiyeti gibi olmalı: Görünmez ve kadir-i mutlak; her yerde hissedilmeli, hiçbir zaman görünmemeli.

H
Hıristiyanlık çıktı çıkalı kitleler şiirini yitirdi.

İ
İNSANLIK
Neden dönüp dolaşıp kendinden bahsediyorsun ki? Kendine kötülük yapıyorsun. Bir keresinde dahice bir eser vermiştin, çünkü kendini unutmuştun. İlham alınacak yer insanlığın ruhudur, kişinin kendi ruhu değil.

K
KASVET
Her şey iktisadî çıkarın dengelenmesinden ibaret hale gelirse erdeme nasıl yer kalacak ki? Doğa tüm özgün biçimlerini yitirecek kadar zapturapt altına alınırsa, plastik sanatların hali nice olur? Ve benzeri... Böyle böyle her şeyin üzerine kasvet çöküyor.

KLASİKLER
Burjuvanın (yani bugün itibariyle -halk dahil- insanlığın tamamının) klasiklere yaklaşımı tıpkı dine olan yaklaşımı gibi: Onların varlığından haberdar, var olmasalar kızacak, çok dolaylı da olsa bir işe yaradıklarını biliyor, ancak onları hiç kullanmıyor ve onlar yüzünden başı çok ağrıyor.

LİRİZM
Edebî açıdan içimde iki farklı adam var: Biri feryatlara, lirizme, büyük kartal uçuşlarına, cümlenin her nevi sesine ve her türden fikrî zirveye kaptırmış kendini; diğeri ise hakikati elinden geldiğince eşeleyip kazıyor, büyük olayları olduğu kadar küçük olayları da kuvvetli bir şekilde göstermeyi seviyor, kopyaladığı şeyleri neredeyse maddî bir şekilde size hissettirmek istiyor; işte bu İkincisi gülmeyi seviyor ve insanın hayvanîliklerinden büyük zevk alıyor.

M
METAFİZİK
Metafizik gelecek umurumda değil, çünkü çamur ve boktan oluşmakla kalmayıp, bir domuz yavrusunun içgüdülerinden daha aşağılık içgüdülere sahip olan bedenimizin, etrafını saran her şey bu denli pis ve soysuz olduğu halde saf ve gayrimaddî kalan bir şey içerdiğine inanamıyorum.

N
NİYET
Yoksul sınıfların mutsuzluklarına duyarsız değilim. Lâkin, edebiyatta iyi niyete yer yoktur.


O
ORJİ
Varoluşa tahammül etmenin tek yolu, insanın kendini edebiyatın içinde kaybetmesidir. Sürüp giden bir orjideymişcesine...

P
PİRAMİTLER
Kitapları çocuk yapar gibi değil, piramit yapar gibi yaparız: Bir planımız vardır, koca blokları üst üste koyarız, göbeğimiz çatlar, zaman tükenir, sonuçta bütün bunlar bir işe yaramaz! Üstelik çölün ortasında öylece kalır! Ama muhteşem bir hâkimiyet kurar çöl üzerinde. Çakallar dibine işer, burjuvalar tepesine çıkar vb.; teşbihi böylece sürdürebilirsin.

R
RÜYA
Sanattaki en yüksek (ve en zor) amaç ne güldürmek ya da ağlatmak, ne de cinsel mânâda kızıştırmak ya da öfkelendirmektir. Amaç doğa gibi davranmak, yani rüya gördürmektir. Nitekim, en güzel eserlerde hep bu özellik çıkar karşımıza. Bu eserler görünürde tam bir sükûnet halindedir ve anlaşılmazdır. Teknik açıdan bakıldığında falezler gibi hareketsiz, okyanus gibi dalgalı, orman gibi yapraklarla, yeşilliklerle ve fısıltılarla kaplı, çöl gibi hüzünlü, gökyüzü gibi mavidir.

S
SANAT
Kimse Sanat için -kendinde Sanat için- kaygıya kapılmıyor! Feci bir şekilde burjuvalığa batıyoruz ve ben 20. yüzyılı görmeyi hiç istemiyorum.

T
TEFEKKÜR
Eksik olan bir his, daha doğrusu bir alışkanlık var: Tefekkür aşkı. Hayatı, tutkuları ve kendinizi entelektüel alıştırmaların konusu olarak görün. Dünyanın adaletsizliği, rezilliği, tiranlığı ve varoluşun her türlü sefaleti ve kokuşmuşluğuna isyan ediyorsunuz. Peki, iyi tanıyor musunuz bunları? Hepsinin üzerinde çalıştınız mı? Tanrı mısınız siz? İnsanî yargınızın yanılmaz olduğunu kim söyledi?

UMUTSUZLUK
Unutulma fikrine isyan edip durma. Kendin çağır onu. Bizim gibi insanlar umutsuzluk dinine mensup olmalı. Umutsuzluk, Kader'le aynı yükseklikte olmalı, yani onun gibi soğukkanlı. Kendi kendine sürekli olarak “bu oldu, bu oldu, bu oldu” der ve o kara deliği temaşa edersen sakinleşirsin.

V
VOLTAIRE
Voltaire’in mektuplarım okuyan kendinden geçer. O büyük adamın becerebildiği tek şey bu: Şahsî fikrini açıklamak. Yaptığı her şey bundan ibaret

Y
YETERSİZLİK
İşte dünya üzerindeki sosyalistlerin o bitmek bilmez materyalist söylevlerinde görmek istemedikleri şey bu. Acı’yı yok saydılar, modem şiirin dörtte üçünü lanetlediler, İsa’nın hepimizin içinde dolaşan kanını da. Oysa hiçbir şey çıkarıp atmayacak o kanı, hiçbir şey durdurmayacak. Mesele o kanı kurutmak değil, ondan nehirler yapmak. Eğer insanın yetersizliğine ve yaşamın beyhudeliğine dair his kaybolsaydı (onların varsayımının varsayımının varacağı yer budur), kuşlardan daha aptal olurduk. Kuşlar en azından ağaçlara tüneyebiliyorlar.

Z
ZARF
Fransa denen bu güzelim memlekette, okur şiiri ancak kılık değiştirmiş halde kabul etmeye razı olur. Eğer şiiri ham haliyle verirseniz mızıldanıp durur. Okura Abbas Paşa'nın atları gibi davranmak lâzım. Güçleri yerli yerinde olsun diye etrafı unla kaplı köfteler veriyorlarmış bu hayvanlara. Sanat budur işte! Zarfı yapmayı bilmek. Korkmaya gerek yok, aslanlara, o kuvvetli çenelere o undan verin, onlar kokuyu hissedip yirmi adım öteden atlarlar köfteye.

hazırlayan: kerem eksen 
bir+bir, haziran 2013

Share on :

Hiç yorum yok:

 
Copyright © 2015 benhayattayken
Distributed By My Blogger Themes | Design By Herdiansyah Hamzah