son eklenenler

Markopaşa ve Faşizm


İkinci dünya savaşı bitmiş. Dünya yaralarını sarıyor. Türkiye'de tek parti iktidarı var. Recep Peker CHP'yi iyice sağa çekmiş. Kemalist devrim hızını kaybetmiş hatta gerici bir çizgiye doğru savrulmuş. Çok partili hayata geçiş sancıları yaşanıyor. Artık soğuk savaş yılları. Ülke hızla ABD emperyalizmine doğru savruluyor. Nâzım hapiste.

Markopaşa, haftalık mizah gazetesi olarak bu koşullarda doğdu. Sebahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mustafa Uykusuz'un sırtladığı gazete ilk sayısından itibaren büyük ilgi gördü. Tirajı 60 binlere kadar çıktı. (Aynı yıllarda ülkenin en büyük gazetelerinden Cumhuriyet 40 bin satıyordu.)  Muhalifti. Devletin ve siyasi rakiplerinin ölçüsüz bir saldırıları altındaydılar.

Gazetenin ilk sayısı 25 kasım 1946'da yayınlandı. Bir yıl içinde ancak 22 sayı çıkartılabildi ve ardından yayınına son verdirildi. Ama Markopaşacılar yılmadı: Merhumpaşa, Malûmpaşa, tekrar Markopaşa ve tekrar Merhumpaşa ve sonunda Alibaba isimleriyle varolma mücadelesini sürdürdüler.

8 Eylül 1947’de çıkan Malûmpaşa'nın 1. sayısında Sabahattin Ali,  “Bir Gazete Çıktı” başlığını verdiği yazıda Markopaşa'ya yapılan baskıları şöyle anlatıyordu:

Bir gazete çıktı... 1947 yılında. Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde, dünyanın en medeni şehirlerinden İstanbul’da, haftada bir defa, şu elinizde tuttuğunuz gazetecik kadar dört küçük sayfalı bir gazete çıktı. Bu gazete ancak 22 sayı çıkabildi efendim. Muhtelif fasılalarla, bazen neşriyatını durdurarak, bazan ara vermek mecburiyetinde kalarak, gecikerek, okunmayacak kadar fena baskı ile utanarak çıkmak suretile ve bütün bu mecburiyetlerden dolayı, çok sabırlı okuyucularının tahammülünü suistimal ettiğinden mahcup olarak ancak 22 sayı çıkabildi.
Bu 22 sayı ile Türkiye’de baskı rekoru kırdı. 60 bin basarak bir çok para kazandı. Fakat kendisine, tahmin edilemiyen zorluluklar çıkarıldığından, tek yolunda yürüyebilmek için, muhtaç olduğu teknik vasıtalara ve bunların insafsız ve korkak sahiplerine ^hayret edilecek yüksek fi yatlar ödeyerek, korkak ve aç gözlerini para ile doyurdu.
Bu 22 sayıda, hiçbir gazeteye yapılmadık şekilde ona, gazeteler insafsızca hücum ettiler, iftira ettiler. Matbaacılara basmamaları için, gizli emirler verildi. Bayiler, satmamaları için, el altından tehdid edildi. Bu gazeteyi satıp ekmek parası kazanan çıplak ayacıklı 7-8 yaşındaki çocuklar toplanarak, parmak izleri alınmak suretile sabıkalılar sınıfına ithal edildi. Bir çok vilayetlerde resmi makamlar tarafından sattırılmaması için zorluklar çıkarıldı, hatta men edildi. Bu gazeteyi satanlardan -Türkiye’de ilk defa olarak- seyyar satıcılık vesikası, muayene kâğıdı soruldu. Yine Türkiye’de ilk defa olarak, 15 yaşından küçük diye çocuklara sattırılmadı.
22 sayıda İstanbul, Ankara ve İzmir’de, daha başka vilayetlerde 33 defa nümayişler tertip ettirildi. Gazeteler yırttırıldı, ayaklar altında çiğnetildi. Hatta şöyle bir vak’a (olay) oldu: Bir vilayette, alakalılar [ilgililer], yahut kendilerini alakalı sananlar işçilere para dağıtarak, bu gazeteyi alıp yırtmaları için emir verdiler. Filhakika [Gerçekten de] miting yapıldı amma, işçiler kendilerine verilen para ile, söylenilen gazeteyi değil, Ulus gazetesini alıp yırttılar.
Bir vilayette de miting hazırlandı. Gazete istasyona çıkar çıkmaz yırtılacaktı. Fakat gazete, çıkarılan zorluklar yüzünden geç kaldığı için o vilayete beklenilen trenle yetişemedi. Bu suretle yapılanuyan miting için, ertesi gün gazetelere şöyle bir havadis iletildi: “Dün ... gazetesi aleyhinde bir miting tertip edilmişse de, idari makamlar mani olmuşlardır.”
22 sayıda bu gazete dört neşriyat [yayın) müdürü, biri şa- pirograf [teksir] olmak üzere 1 1 matbaa değiştirmek mecburiyetinde kaldı.
Bu 22 sayıda 10 defa mahkemeye verildi, üç muharrir [yazar] muhtelif müddetlerle, üst üste mahkûm oldu, öyle İzmir’deki gibi sürülerek değil, takılmak surenle bütün İstanbul’da kelepçeli dolaştırılarak teşhir edildi.
Neler geldi o gazetenin başına efendim. Bütün bunların daha azı, daha çoğu; putperestler tarafından ilâhlara tapanlara, ilâhlara tapanlar tarafından tek Allah’a tapanlara, onlar yahudi- lere, yahudiler hiristiyanlara, hiristiyanlar İslâmlara, katolikler protestanlara, Fransada kralcılar tarafından Cumhuriyetçilere yapılmıştı.
Şiddet, cebir ve tazyik edenlerin değil, bunlara çarpılanların muzaffer olduğu meydandadır. Nitekim, budandıkça aynı fikrin filiz verdiği, geliştiği görüldü. O gazetenin yerine; aynıyoldakaç gazete çıktı. O gazete, para kazanmayı birinci plâna almıyan arkadaşlarının intişarından [çıkmasından] memnunluk duydu, yeri boş kalmadı.
Bütün bunlar neden yapıldı? O gazete komünistmiş dediler. Halbuki değildi. 22 sayısında, komünizme ait bir kelime bulanların alnı karışlanır.
Bu iftirayı, komünizmin ne olduğunu bilmiyenlerle, bildik- leri halde işlerine gelmiyenler yaptı. O gazete, ferdin ve milletin istismarına mani olmak, insanların hakettikleri ve lâyık oldukları kadar kazanmaları, sefaletten kurtulmaları, bir kelime ile demokrasiye kavuşmaları için kendivadisinde, mütevazi şekilde vazifesini yapmakta idi.
Türk mizalı edebiyatında, günlük gazetelere kadar takip ve taklit edilen bir yeni devir, çığır açmıştı. Ya... İşte böyle efendim, neler geldi o gazetenin başına.

Sebahittin Ali adının gazete künyesinde gazetenin sahibi olarak görüldüğü Markopaşa'nın devamı son gazete Alibababa'ydı. O da, 4 sayı çıktıktan sonra yayınını durdurdu: Aziz Nesin hapishanede, Rıfat Ilgaz hastanedeydi. Gazetenin başyazarı Sebahattin Ali, baskıların şiddetine daha fazla dayanamayıp ülkeyi terketmeye çalışırken öldürülmüştü.

Markopaşa, 12 eylül 1949'dan itibaren, Aziz Nesin hâlâ hapisteyken, Rıfat Ilgaz'ın girişimiyle tekrar yayınlanmaya başladı ve 16 sayı daha okuyucusuyla buluşmayı başardı.

Markopaşa'nın hikayesi Türkiye'de hükümetler değişse de faşizmin hep iş başında veya pusuda olduğuna dair çok şey anlatan bir hikaye.

Daha fazla bilgi için Mehmet Saydur'un "Markopaşa Gerçeği" adlı kitabına başvurulabilir. Ben oraya başvurdum.

Aşağıda Markopaşa'nın ikinci döneminin 7. sayısı var.






Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.