her şey paramparça, tutarlılığın emaresi bile yok*



Her şey paramparça, tutarlılığın emaresi bile yok. (John Donne)

Hiçbir yerde, ne içimde ne dışımda kalıcı hiçbir şey yok. Hiçbir yerde hiçbir varlık göremiyorum, kendi varlığımı bile. Varlık yok. Ben kendim hiçbir şey bilmiyorum ve hiçim. Yalnızca görüntüler var: Varolan tek şeydir görüntüler ve onlar kendilerini görüntü tarzında bilir...Ben kendim yalnızca bu görüntülerden biriyim. (J.G.Fichte)

İçinde yaşadığımız zamanın bir doğuş zamanı ve yeni bir döneme geçiş çağı olduğunu görmek zor değil...Yerleşik düzene rahatsızlık veren anlamsızlık ve sıkıntı, bilinmeyen bir şeylerin belli belirsiz sezilmesi; bunlar yaklaşmakta olan değişimin habercileridir. (G.W.F. Hegel)

Devlet ve Kilise, yasa ve gelenekler şimdi tuzla buz olmuş durumda; keyif emekten, araçlar amaçlardan, çaba ödülden ayn düştü. Bütünün yalnızca tek bir parçasına ebediyen zincirlenmiş olan İnsan bizzat yalnızca bir fragman haline geldi; çarkın çıkardığı monoton sesin kulaklarında çınlayışıyla, insan sonsuzcasına sürükleniyor. (Friedrich Schiller)

Toplumun ayaklan altında sağlam bir zemin yok. Bundan böyle hiçbir şey muhkem değil...Belli demokrasilerde görülen kaosun, sürekli akış ve istikrarsızlığın kaynağı bu. Burada birdenbire ortaya çıkan, düzensiz, duraksamalı ve inşanı tüketen kasırgalara maruz bir varoluşla karşılaşıyoruz.
(Emile Durkheim)

Bizim mevcut kesintilerimizi on dokuzuncu yüzyılın tarihsel ve aşkın geleneği içerisinde konumlandırmayı sürdürebileceğimize inananlar ile kendilerini bu kavramsal çerçeveden ilk ve son olarak kurtarmak için büyük bir çaba sarf edenler arasında bir ayrım çizgisi çekmek zorunlu değil mi? ,
(Foucault, 1977:210)

Şu anda tam olarak ne olup bitiyor? Bize neler oluyor? İçerisinde yaşamakta olduğumuz bu dünya, bu dönem, tam da bu uğrak nedir?
(Foucault, 1982a; 216)

Tamamlanma ve sona erme izlenimi, düşüncemizi taşıyan ve canlandıran ve belki vaatlerinin kolaylığıyla teskin ederek uyutan...ve yeni bir şeylerin, ufukta belli belirsiz ince bir çizgi olarak gördüğümüz bir şeylerin başlamak üzere olduğuna inanmamızı sağlayan şu boğucu duygu; bu duygu ve izlenim temelsiz değil belki de.
(Foucault, 1973b: 384)

Bir teori totalleştirmez; teori bir çoğaltma aracıdır ve aynı kendi kendisini çoğaltır-Totalleştirme iktidarın doğasında ve...teori, doğası gereği iktidara karşıttır.
(Deleuze, 1977a: 208)

Nihilist olmak, bu atalet noktasını imtiyazlı kılmak ve sistemlerin tersine çevrilemezliğini geri dönüşün olmadığı bir noktaya dek analiz etmekse eğer, bu durumda ben nihilistim.
Nihilist olmak bundan böyle üretim tarzını değil de gözden yitiş tarzını takıntı haline getirmekse, bu durumda nihilistim. Gözden yitiş, aphanasis, infilak edip içe göçme, Werschwindens'in taşkınlığı (Baud-rillard, 1984b: 39).

Politik solculuktan daha önemli, yeğinliklerin yöndeşmelerine yakın: Değer yasasının azalmasından dolayı duraksayan, aslında, patırtıya benzeyen geniş bir yeraltı hareketi. Üretime engel olmak,  tüketim kipleri olarak karşılığı ödenmemiş el koyma  (hırsızlıklar), 'çalışmayı' reddetmek (yanılsatıcı?), komüniteler, happeningler, cinsel özgürlük hareketleri, işgaller, izinsiz iskân, kaçırmalar, 'sanat eseri' olma amacı taşımayan sedaların, sözcüklerin, renklerin üretilmesi. Bunlar "cömert insanlar"dır, bugünün'efendileri'dir: Marjinaller, deneysel  ressamlar, pop, hippiler ve yippiler, asalaklar, deliler, kapatılmış çılgınlar. Onların hayatlarının bir saati, meslekten bir felsefecinin yüz bin sözcüğünün sunacağından daha fazla yeğinlik ve daha az amaç sunar. Onlar Nietzsche'nin okuyucularından daha fazla Nietzshecidir" (Lyotard, 1978a: 53; orijinal basım 1973).

Cinsiyeti, ırkı, ekonomik konumu, cinsel yönelimi ne olursa olsun herkesin etkin bir eşitlik ve katılım durumunda olacağı, ayrımcı hiçbir temelinin bulunmayacağı ve özyönetimin tüm alanlarda var olacağı bir toplum; bugün sosyalizm ideali bizim için bu anlamı taşır (Mouffe, 1984: 143).

Modem insanın çöken doğası toplumsal ilerlemeden ayn tutulamaz. Bir yandan ekonomik üretkenlikte kaydedilen büyüme daha adil bir dünyanın koşullarını beslemektedir, öbür yandan bu durum ekonomik büyümeyi yöneten teknik aygıta ve toplumsal gruplara nüfusun geri kalanı karşısında oransız bir üstünlük sağlamaktadır. Toplumun doğa üzerinde kurduğu denetimi şimdiye kadar görülmemiş zirvelere taşıyan ekonomik güçler karşısında birey tüm değerini yitirmiştir (Horkheimer ve Adorno, 1972: xiv).

Mevcut tarihsel dunumu karşısında felsefenin hakiki ilgisi, Hegel'in gelenekle uyum içerisinde ilgilenmediğini belirttiği noktada yatmaktadır Kavramsal-olmayanda, tekilde ve tikelde; Platon'dan bu yana geçici olduğu gerekçesiyle bir tarafa atılan ve Hegel'in "murdar faul -aynı zamanda: tembel, önemsiz) varoluş" yaftasını vurduğu varoluşta (Adorno, 1973:19-20).

Aydınlanma felsefecilerinin on sekizinci yüzyılda formülleştirdiği modernlik projesi, nesnel bilim, evrensel ahlâk ve hukuk ile özerk sanatı kendi iç mantıkları uyarınca geliştirme yönündeki çabalarından oluşuyordu. Bu proje aynı zamanda bu alanların her birini kendi içrek (esoteric) biçimlerinden kurtarmayı amaçlıyordu. Aydınlanma felsefecileri bu uzmanlaşmış kültür birikimini gündelik hayatın zenginleştirilmesi için -yani, gündelik toplumsal hayatın rasyonel olarak örgütlenmesi için- kullanmak istiyorlardı (Habermas, 1981:9).

*postmodern teori | s. best - d kellner | ayrıntı y., |  mehmet küçük çevirisi








Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.