Montaigne: "Giyinme Âdeti Üzerine"

Bu husus üzerine ne diyecek olursam olayım, âdetin kimi sınırlarım zorlamam gerekiyor, tüm yolları öylesine bir özenle kapamış ki... Şu soğuk mevsimde, son zamanlarda kızılderililer ve karaderililer gibi kavimlerde âdet olduğunu keşfettiğimiz çıplak dolaşma modasının, sıcak havaların getirdiği bir zorunluluk mu olduğunu, yoksa insanın doğasına uygun olanın esas bu mu olduğunu kendimle tartışıyordum. Madem ki Kitabı Mukaddes’te beyan edildiği üzere, gök kubbenin altındaki her şey aynı yasalara tabidir ve aklı başında insanlar doğa yasalarını insan icadı olanlarından ayırmamızı gerektiren bu gibi hususlarda yapay olan hiçbir şeyin barınamaya- cak olduğu dünyanın genel haline alışkındırlar, o halde, diğer bütün canlılar varlıklarını sürdürebilmeleri için gerekli her şeyle tepeden tırnağa donatılmışlarken, yalnızca bizlerin noksan ve muhtaç olarak ve dış yardım almaksızın varlığımızı idame ettiremeyecek bir halde dünyaya getirildiğimiz farz edilemez. Bu nedenle, doğanın bitkileri, ağaçları, hayvanları ve diğer bütün canlıları hava koşullarının zararlarından korumak için yeterince giydirmiş ve kaplamış olduğu gibi,

Proptereaque fere res omnes ant corio sunt, Aut seta, ant conchis, ant callo, ant cortice tectae,[Ve bu nedenledir ki, neredeyse bütün varlıklar ya deri, ya tüy, ya kabuk, ya ağaç kabuğu ya da benzeri bir şeyle kaplıdır - Lukretius, iv. 936.]
bizlerin de öyle olduğuna, ancak gün ışığını yapay ışıklarla söndürenler gibi, özgün şekillerimizi ve kılıklarımızı ödünç alınmış olanlarla yok ettiğimize inanıyorum. Ve yalnızca âdetin olanaksız olmayanı olanaksız kıldığı ortadadır; zira giyinme alışkanlığı olmayan kavimlerin bir kısmı bizimkilerle aynı sıcaklıkta, bir kısmıysa daha soğuk iklimlerde yaşamaktadırlar. Ve dahası, gözlerimiz, ağzımız, burnumuz ve kulaklarımız gibi en hassas uzuvlarımız her zaman soğuğa maruz kalır ve ülkemiz köylüleri, atalarımız gibi göğüsleri ve böğürleri açık halde dolaşır. İç giysiler ve bacakları saran pantolonlar giyme zorunluluğuyla doğmuş olsaydık, kuşkusuz ki doğa da mevsimlerin gazabına uğrayacak biçimde tasarladığı uzuvları, parmak uçlarına ve ayak tabanlarına yapmış olduğu gibi daha kalın bir deriyle takviye edecekti.

Buna inanmak neden güç olsun ki? Benim giyim kuşam alışkanlığım ile bizim köylülerimizden birininki arasındaki fark, onunki ve derisinden başka hiçbir örtüye sahip olmayan adamınki arasındakinden daha fazladır. Kaç insan, özellikle de Türkiye'de ibadet uğruna çıplak dolaşıyor? Biri, kışın en soğuk günlerinde üzerinde gömleğiyle dilenen ve en az kulaklarına kadar kürkle sarıp sarmalanmış olan kendisi kadar canlı ve neşeli bir dilenciye, nasıl olup da bu halde dolaşmaya dayanabildiğini sormuş. “Neden olmasın bayım,” yanıtını vermiş öteki, “siz yüzünüz çıplak dolaşıyorsunuz, benim yüzümse tüm bedenim." İtalyanlar, Floransa Dükünün soytarısının hikâyesini anlatırlar. Dük soytarısına, kendisi çok sıkı giyinmiş haliyle bile soğuğa dayanamazken, bu kadar ince giyinip de soğuğa nasıl katlanabildiğini sorar. “Neden ki," yanıtını verir soytarı, “benim yaptığımı yapın ve sahip olduğunuz kıyafetlerin tümünü giyinin. Göreceksiniz, benden daha çok üşümeyeceksiniz." Kral Massinissa, en yaşlı çağında bile, hava ne denli soğuk, fırtınalı ya da yağmurlu olursa olsun, başını örtmeye ikna edilemedi. Bu, İmparator Severus için de söylenir. Heredot, Mısırlılar ve Persliler arasındaki savaş sırasında savaş alanında bırakılan ölüler hakkında yaptıkları şu gözlemi aktarır: Mısırlıların başları Perslilerinkilerle karşılaştırıldığında çok daha serttir, bunun nedeni Perslilerin çocukluklarından itibaren takke ve sarıklarla başlarını örterek, diğerlerinin ise her zaman tıraşlı ve başları açık dolaşmalarıdır. Kral Agesilaus, son nefesine kadar yaz kış aynı giysileri giymişti. Suetonius’un söylediğine göre Jül Sezar, hava güneşli ya da yağmurlu olsun, başı açık ve yalın ayak halde birliklerinin önünde yürürdü. Aynısı Hannibal için de söylenir.

Turn vertice nudo, Excipere insanos imbres, coelique ruinam. [Çıplak başıyla karın içinde ilerledi, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altında, en zor hava koşullarına maruz kaldı - Silius Italicus, i. 250.]
Uzun süre Peru'da yaşayıp yakın zamanlrrda geri dönen bir Venedikli, o krallığın erkek ve kadınlarının her zaman yalın ayak yürüdüklerini ve aynı biçimde at sürdüklerini yazar. Platon da samimiyetle tüm bedenin sıhhati için başa ve ayaklara doğanın bahşettikleri dışında hiçbir şey giyilmemesi tavsiyesinde bulunur. PolonyalIların kral seçtikleri, sonradan da bizim kralımız olan ve gerçekten de çağımızın en yüce hükümdarlarından Stephen Bathory hiçbir zaman eldiven giymemiş ve kışın ya da başka bir mevsimde dışarıya çıktığında evde giydiğinden başka bir kep takmamıştı. Ben düğmelerimi iliklemeden ya da önümü sıkıca kapatmadan dolaşmaya nasıl tahammül edemiyorsam, komşum olan işçiler de bu kadar sıkı giyindiklerinde kendilerini zincirlenmiş hissedeceklerdir. Varro, tanrıların ve yüce meclisin önüne çıkarken çıplak olmamız buyruğunun bir saygı gösterisi olmaktan çok, sağlığımızla ilgili olduğunu ve bizleri kötü hava koşullarına alıştırma amacı taşıdığını öne sürer. Hazır soğuktan bahsederken ve biz Fransızlar çeşitli renkler giymeye alışkınken (ben değil; ben, aynı babam gibi nadiren siyah ve beyaz dışında renkler giyerim) Kaptan Martin du Bellay’nın öyküsünü de eklememe izin verin. Kaptan, Lüksemburg seferi sırasında karşılaştıkları güçlü bir don olayından bahseder. Şarap tayınını balta ve kama darbeleriyle kesebilmiş ve askerlere tartarak dağıtmışlar, askerler de aldıkları şarapları ancak sepetlerle taşıyabilmişlerdir. Ovid şöyle der:

Nudaque consistunt, formam servantia testae, Vina; nec hausta meri, sed data frusta, bibunt.[Şarap, fıçıdan çıkarıldığında fıçının şeklini korur ve bardaklarla değil, katı parçalar halinde dağıtılır. - Ovid, Trist., iii. 10, 23.]
Azov Denizinin ağzında don o kadar şiddetlidir ki, Mitridatların amirali, ayakları ıslanmaksızın düşmanla çarpışıp onu unutulmaz bir bozguna uğratırken, yaz geldiğinde aynı yerde bir deniz savaşında zafer kazanmıştı. Romalıların Piacenza'da Kartacalılara karşı verdikleri mücadelede önemli bir dezavantajları vardı, çünkü soğuktan kanları donmuş ve uzuvları uyuşmuş bir halde saldırıya geçmişlerdi, oysa Hannibal askerlerini ısıtmak için tüm kampında büyük ateşler yaktırmış ve uzuvlarına sürmeleri, böylelikle sinirlerini daha esnek ve etkin kılabilmeleri ve havanın ve dondurucu soğuktaki rüzgârın bu mevsimde daha da hiddetlenen şiddetine karşı gözeneklerini desteklemeleri için onlara yağ dağıttırmıştı.

Greklerin Babil’den geri çekilerek ülkelerine dönüşleri, üstesinden gelmek zorunda kaldıkları güçlükler ve afetlerle ünlüdür. Bunlardan biri, Ermenistan dağlarında karşılaştıkları korkunç bir dağ fırtınasıdır. Yollarını kaybetmişler ve savruldukları yerde bir gün bir geceyi aç susuz geçirmişlerdir. Bu esnada hayvanlarının çoğu ölmüş, aralarından birçok kişi açlıktan can vermiş, kimisi dolu tipisi ve karın göz kamaştıran parlaklığı yüzünden kör olmuş ve çoğunun el ve ayak parmakları sakatlanmış ve aşırı soğuktan kaskatı kesilmişti, ancak bilinçleri tamamen yerindeydi.
İskender meyve ağaçlarını dondan korumak için kışın toprağa gömen bir halka şahit olmuştur. Bunu bugün biz de görebiliriz.

Giysilerden bahsederken, Meksika kralı günde dört kez kıyafetlerini değiştirir ve çıkardıklarını bir daha giymez, onları sonu gelmek bilmeyen cömertlik ve ödül işleri için ayırırdı. Aynı şekilde, mutfağındaki hiçbir tencere, tabak ya da herhangi başka bir gereç ikinci kez kullanılmazdı.


COGİTO 14
İngilizceden çeviren: Esen Ezgi Taşçıoglu

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.