prens andrey, korkunç bir savaşın tam ortasında, kısa bir süre için doğup büyüdüğü köye geri döner. fransızlar gelmek üzeredir; köy halkının önemli bir kısmı köyü terketmiştir, köy ıssızdır ve orada şöyle bir manzarayla karşılaşır:
Limonluktaki ağaçlardan kopardıkları erikleri eteklerine doldurmuş olan iki küçük kız, koşarak oradan gelirken, Prens Andrey’le karşılaştılar. Kızlardan büyüğü, küçük beyi görünce, yüzünde korkuyla, daha küçük olan arkadaşının elini sımsıkı tuttu, onunla birlikte, eteğinden yerlere dökülen yeşil erikleri toplayamadan bir kayın ağacının arkasına saklandı.
Prens Andrey onları gördüğünü belli etmekten çekinerek, korkuyormuş gibi aceleyle arkasına döndü. O güzel küçük, ürkek kıza acımıştı. Ona bakmaya çekiniyordu, yine de dönüp ona bakmak için, karşı konulmaz istek duyuyordu. Kızlara bakarken tüm varlığını yepyeni, sevinçli, sakinleştirici bir duygu sarmıştı. Birden dünyada kendisine tamamen yabancı, ama her insanın hakkı olan, eskiden kendisini de ilgilendiren başka konuların bulunduğunu hatırladı. Belli ki, bu kızlar ancak bir şey istiyorlardı: O yeşil erikleri götürüp yemek ve yakalanmamak! Prens Andrey de tıpkı onlar gibi bu işte başarılı olmalarını istiyordu. Onlara bir kez daha bakmaktan kendini alamadı. Kızlar artık tehlikenin geçtiğini sanarak, gizlendikleri yerden fırlamış, incecik seslerle cıyak cıyak bir şeyler bağrışarak eteklerini tutup, neşe içinde güneşte yanmış çıplak küçük ayaklarını çimenlerin üzerinde hızlı hızlı hareket ettirerek süratle koşuyorlardı.*savaş ve barış, tolstoy, iletişim y. 2. cilt syf 121
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder