son eklenenler

Blaise Pascal, dinin hakikatlerini inkâr edenleri tasvir ediyor


(...) Fakat böyle bir şüphe içindeyken, hiç değilse araştırmak kaçınılmaz bir görevdir. Ve kuşku içinde olup da araştırmayan kişi, hem fazlasıyla mutsuz hem fazlasıyla gaflet içindedir. Bu durumdan memnun ve huzurluysa, bırakalım öyle olduğunu iddia etsin, bırakalım bununla övünsün ve bu hali sevincinin, boş gururunun sebebi kılsın. Böyle ölçüsüz bir yaratığı tasvir edecek söz bulamam.
Bu duygular nereden kaynaklanmaktadır? Çaresiz sefillikten başka bir şeyin beklenemeyeceği bir durumda sevinç için ne tür bir gerekçe bulunabilir? Kendini zifiri karanlık içinde görmekte övünülecek ne olabilir ve şu akıl yürütmeye makul bir insanda nasıl rastlanabilir?

"Ne beni dünyaya kim koydu biliyorum ne dünyanın ne olduğunu ne de kim olduğumu; her şeyden yana feci bir cehalet içindeyim. Vücudum nedir, hislerini, ruhum ne, söylediğim şeyleri düşünen, her şey hakkında olduğu gibi kendi hakkında da düşünen ve kendini de başka şeylerden çok bilmeyen bendeki şu şey nedir bilmiyorum.

Kâinatın beni kuşatan dehşetengiz mesafelerini görüyorum ve bu muazzam uzam içerisinde bir köşeye ilişmişim; neden başka bir yere değil de buraya konulduğumu bilmeden ve bana verilmiş şu kısa ömrün niçin benden evvelki ve sonraki sonsuz süre içinde bir başka an değil de şu anda olduğunu bilmeden. Her tarafta, sadece bir anlığına kalıp geri dönüşsüzce kaybolan bir gölgeymişim, bir atommuşum gibi etrafımı kuşatmış sonsuzluklar görüyorum. Tek bildiğim yalanda ölmem gerektiği, fakat hakkında hiç mi hiçbir şey bilmediğim şey ise tam da bu kaçınamayacağım ölümün kendisi.

Nereden geldiğimi bilmediğim gibi nereye gittiğimi de bilmiyorum; bu dünyadan ayrılınca ya ebedî hiçliğe ya da öfkeli bir Tanrı’nın eline düşeceğimi biliyorum sadece, iki halden hangisinin payıma düşeceğinden habersiz. İşte, acziyet ve belirsizlikle dolu halim. Ve bütün bunlardan, ömrümün her gününü başıma ne gelecek diye düşünmeden geçirmem gerektiği sonucuna varıyorum. Belki kuşkularım içinde bir parça ışık bulabilirdim, fakat külfete girmek, aramak için bir adım atmak istemiyorum. Ve sonra, bu gaileyle dertlenenleri küçümseyerek, önümü görmeden fakat korku da duymadan o büyük olayla yüzleşmeye gitmek, telaşlanmadan, geleceğimden, ebedî hayattan yana belirsizlik içinde ölüme doğru sürüklenmeye kendimi bırakmak istiyorum.”

Böyle konuşan biriyle kim dost olmak ister? Kendi işlerini anlatmak için başkaları varken onu kim seçer? Sıkıntılı zamanında kim ona başvurur? Ve böyle birinin hayatta kime ne faydası dokunabilir?

Gerçekten de düşmanlarının bu derece akılsız kişiler olması din için muhteşemdir; bunların husumeti o kadar az tehlikelidir ki bilakis dinin hakikatlerini tahkim etmeye yarar. Çünkü Hristiyan inancı hemen hemen sadece şu iki şeyi tesis etmeye çalışır: Doğanın yozlaşmışlığı ve İsa Mesih’in kurtarıcılığı. Bu insanlar davranışlarının kutsiyetiyle kurtuluş gerçeğini kanıtlamaya hizmet etmeseler de, hiç değilse bu denli gayritabii hissiyatlarıyla doğanın nasıl yozlaşabildiğim göstermeye pek güzel hizmet ediyorlar.
(...)

* "Düşünceler", Pascal, Türkiye İş Bankası Kültür Y., s.90, çev. Devrim Çetinkasap

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.